Her oyun deneyimi farklı (daha önce de söylemiştim) ve değişken. Bir oyunla ilk kez kurulan bağ ile ikinci, üçüncü ve son kurulan bağ da farklı. Anna Karenina oyununu 4 kez izlemiş ama en çok 3. seyri beğenmiştim. Aktif olan seyir eylemi ve duyulan merak, çok sınır çizmeye gelmiyor ve sözlerim sadece hissettiklerimin bir kısmı.  Şimdi de yeni bir oyun aramızda, etrafımızda dolaşıyor ve söyleyecek sözleri var. Kazı Kazan Hakkı doğdu, 27 Eylül 2019.

Kazı Kazan Hakkı oyununu ilk kez duyduğumda ismiyle beni çekmişti, merak duymuştum. Çok da geç olmadan, hâlâ merakım tazeyken oyun hayat buldu ve 27 Eylül’de sahnede kanlı canlı yer aldı Kazı Kazan Hakkı. Oyundan önce deneyimi sadeleştirmek adına tanıtımı dahi okumadım. Boş bir zihinle takip etmek istedim olan biteni ve öyle ki kazıkazan satan kişinin adı ve başrolde Hakkı’nın olduğunu oyun esnasında öğrendim.

Oyun başlıyor, hiç ışık yok. Bir süre çalan şarkıyı takip ediyorsunuz ve bu süre buluşma anına kadar devam ediyor. Gözlerinizi kamaştıran bir an ve karşınızda Hakkı. İlk temas biraz can yakıcı olabilir ama nasıl ki karanlığa alıştınız, ışıkla da öyle baş edeceksiniz.

Hakkı selam veriyor, kazıkazan satma işiyle meşgul olduğu için size de soracak: "Kazıkazan, kazıkazan, kazıkazan isteyen yok mu? Bir tane almaz mısınız?" Sonra hikayesine bir pencere açıp adım adım içeri alacak sizi. Onun anlattıklarını takip ederken hayal kuracaksınız ve hayal gücünüz ölçüsünde eşlik edeceksiniz Hakkı’ya. Benim yolculuğumu sorarsanız keyifliydi diyebilirim.

Fotoğraf: Sahne 367

Oyun içinde yer yer düşündüm ama Hakkı benim yerime cevap verdi. Bir an sadece "Hakkı mı var sahnede?" der gibi oldum.  Hakkı arkasını döndü ve "Ben varım o halde konuşayım bari."  dedi. Pek adım atmadı. Sanki adımları sayıyla verilmiş gibi durdu. O an aklıma bir şey geldi. Soytarılar 2024 oyunu çıkışında Naz Göktan'la konuşmuştuk. Bana "Ağlamak sözle bir şekilde anlatılır ama hâl ile çok daha farklı şekillerde anlatılabilir." demişti. Oyundaki tek karakterin durağanlığı, oyunun anlatım gücünün önüne set çekmiş gibiydi. Hakkı'nın duruyor olması sadece duruyor olduğu anlamını taşımasa da sahne iletisi zayıftı diye düşünüyorum. Elbette sizler bu durağanlıktan farklı bir anlam çıkarabilirsiniz.

Kazıkazan oyunu ile pek ilgili değilim, tahminen satın almışlığım da yoktur. Ancak küçük çocukların dahi bildiğini düşündüğüm bu oyunla çok şey anlatılmıştı. Birkaç vurgu güzeldi, kurallar vardı ve hayatla güzel bağlantılar kurulmuştu. Oyun boyunca Hakkı’yı bağrıma basmak istedim. Hiç abartısı yoktu oyunculuğunun.  Sanki Hakkı’nın kendisi orada duruyordu. Ben Hakkı'yla aynı trende yolculuk yaptığımı hissettim, vurmayın dediğinde yanındaydım sanki. Onun gibi üzüldüm Suzan’a, hayat işte...

Konumuzla bir ilgisi yok ama ben Ankara’yı çok seviyorum. Hakkı da İstanbul’u seviyor, sevsin tabii. İnsan anılarıyla var, sevdikleriyle var, anlatacaklarıyla var, aynı Hakkı gibi. Ben kendi adıma Hakkı'yla tanıştığıma memnunum. Siz de tanıyın, belki seversiniz...