İBB Şehir Tiyatroları’nda bu sezon izlediğim ilk oyun Hayal-i Temsil oldu. Oyunları izlemeden önce oyunlar hakkında en az bilgiye sahip olmayı tercih ederim ki yine öyleydi. Oyunun Afife Jale hakkında olduğunu okumuştum yalnızca.

Fotoğraf: İstanbul Şehir Tiyatroları

Oyun aslında sandığımın aksine yalnız Afife’yi değil 1900’lü yılların başlarında oyunculuğa başlayan iki kadın Türk Tiyatro oyuncusu olan Afife Jale ve Bedia Muvahhit’i anlatıyor. Bu iki karaktere hayat veren Şebnem Köstem ve Hümay Güldağ’ın yanında, başta bu iki karakterin makyörleri Dikran Efendi olmak üzere diğer tüm karakterleri oynayan ve oyunun da yönetmeni olan Yiğit Sertdemir’i sahnede görüyoruz. Oyunculukların kusursuz olduğunu düşünmekle beraber Yiğit Sertdemir’in hayranlık uyandıran bir performansının olduğunu söyleyebilirim.

Oyun hakkında bir şeyler ifade etmek gerekirse şu ana kadar izlediğim ve en çok etkilendiğim oyunlardan biriydi. Oyun boyunca bu iki oyuncunun kariyerlerinin karşılaştırmalı anlatılması anlatımı oldukça güçlendiriyor. İki oyuncunun kariyerinin de nasıl başladığını ve nasıl devam ettiğini çok iyi görebiliyoruz. Bir yanda Müslüman kadın oyuncu olmanın zorluklarıyla ve sahne yasaklarıyla baş etmeye çalışan Afife ve diğer tarafta sürekli hayalini kurmasına rağmen küçük bir imkân bile bulamayan Bedia ile hikâye başlıyor. Gerisini fazla anlatmak istemiyorum ancak bu karşılaştırmalı anlatımın oldukça hoşuma gittiğini söyleyebilirim.

En başta 3 duvarla çevrili büyük bir sahnede oyun başlıyor ancak o duvarlardan bazen bir makyaj odası bazen bir kazan dairesi fırlayıveriyor. Oyunun dinamikliği açısından bu da güzel kurgulanmış. Sahnede hiçbir zaman kullanılmayan bir öğe kalmıyor. Gölge oyunlarına ayrıca hayran kaldım.

Fotoğraf: İstanbul Şehir Tiyatroları

İlk defa bu oyunda karşılaştığım bir durumdan da bahsetmek istiyorum. Yaklaşık 120 dakika içerisinde koca bir hayatı anlatmak zor iken iki dev kariyerin anlatıldığı bu oyunda, Afife ve Bedia’nın başından geçmiş bazı olaylara haliyle bazı noktalarda birkaç cümle ile değiniliyor. Kendi kendime “acaba bu cümlenin altında yatan olay neydi?” diye sürekli sorup durdum. Oyun bittiği gibi de yoğun bir araştırmaya giriştim. Aslında iyi bir oyundan beklentim tam da budur.

Yazımı Yiğit Sertdemir’den bir alıntı ile bitirmek isterim.

“Bu toprakların kadınları özeldir... Hayata kattıkları da, hayatın onlardan çaldıkları da... Siz hiç, hayatınızı borçlu olduğunuz herhangi birinin hayatını çaldınız mı? Bu topraklarda kadın olmak nedir üzerine ahkâm kesemem ama erkek olmak üzerine kesebilirim: utançtır. Unutmayınız, eğer oyunumuzun iki yaprağı erkek olsaydı; böyle bir oyun çıkmazdı karşımıza. Böyle acılar çekilmemiş, böylesi bedeller ödenmemiş olurdu. Bu yanıyla da karşınızdaki oyun bir özür. Tüm erkekleri temsilen, tüm kadınlara dilenmiş bir özür. Affetsinler bizleri”

Türk Tiyatrosu'nun bu günlere gelmesinde katkısı olan tüm kadınlara sonsuz teşekkürler.