Ali Cüneyd Kılcıoğlu, Çağdaş Türk Tiyatrosunun en üretken yazarlarından birisi. Yazarın şu ana değin pek çok oyunu hem devlet hem özel tiyatrolar tarafından sayısız kez sahnelendi, oldukça beğeni topladı. Hemen hemen her oyunu da ayrıca kitap olarak tiyatro severlerin beğenisine sunuldu. Ayrıca yazar, geçtiğimiz günlerde Sabahattin Kudret Aksal 2020 Yazın ödülleri kapsamında, Burjuva Havuzu isimli eseriyle bu ödülü Ulviye Alpay’ın İnci Yüklü İstiridye isimli oyunuyla paylaşarak başarısını taçlandırdı.

Yazarın, Kaderimin Oyunu Mu Bu isimli oyunu 2018 yılı basımıyla Mitos Boyut Tarafından kitaplaştırılmış. Oyun 7 farklı epizot ile 7 farklı hikâyeyi anlatıyor. Tüm epizotları ve dolayısıyla tüm bu hikâyeleri oyunun başında dördüncü duvarı yıkarak konuşan ve bir gösteri sunacaklarını belirten Kadın ve Erkek karakterleri oynuyor. Sahneleme açısından 2 oyuncunun en az 8 kez birbirinden farklı role gireceği, çok ilginç bir metin.

Hikayeler birbirinden bağımsız. Onları bir tutan hikâyenin kahramanları. Her hikayedeki iki kahraman da yalnız, mutsuz ve aşk konusunda bir kalp yarasına sahip. Ayrıca her hikâyede ya absürt bir durum ya da karakter görüyoruz. Bu absürtlük oyunda anlatılan yalnızlık, aşk arayışı gibi kavramları okuyucu nezdinde daha güçlü kılıyor. Hikayeler kimi zaman güldürürken, çok kez düşündürüyor ve hep bir burukluk bırakıyor okuyucuda. Bu burukluk insanların yalnızlığının, aşka yakınlaşsalar bile ondan korkmanın yarattığı bir burukluk. Neyse ki tüm epizotlardaki karakterleri canlandıran KADIN ve ADAM da bu burukluğun farkındalar ki canlandırdıkları karakterler gibi yalnız kalmıyorlar, onunla mücadele ediyorlar. Birinin değerini anladıkları anda birbirleriyle yeni bir yol almak için bir adım atıyorlar.

Yalnızlık ve aşk teması dışında öykü bazlı çeşitli trajediler de yüzümüze tokat gibi vuruluyor. Örneğin ilk epizotta iş bulamayan bir kadın araştırmaları sonucu lüks muhitlerde, Doğu Avrupa’dan gelen kişilerin bakıcılık, hizmetçilik gibi işlere alındığını öğreniyor ve son çare olarak Ukraynalı gibi giyinip, Ukraynalı gibi konuşarak kendi ülkesinde bulamadığı işi bir yabancı kimliğinde elde ediyor. Aynı epizottun diğer kahramanı olan Murat da işsizlikten dolayı bir umut “dedektiflik” hizmeti sunmaya başlıyor. Bu iki kahramanın yolu aynı lüks evden geçse de kaderleri birbiriyle örtüşse de oyun içi parantezinde dendiği gibi “Bir şey söylemek ister gibi” oluyorlar ancak o ilk adım hiç gelmiyor.

Tetyane Yurshenko rumuzlu Kütahyalı Necla ile çakma dedektif KPSS mağduru atanamayan Murat arasında bir aşk olacak mı?

Boşunu nefesini tüketme dış ses.

Kader Böyleymiş.” (Sf. 15)

Oyun bu ilk epizotla birlikte yaşananları bir kader mekanizmasına koysa da aslında anlattığı, anlatmak istediği bu değil. Bu tamamen kadercilik ile kaçırılan hayatlar, yalnızlaşan insanlar üzerine bir eleştiri. Oyuna dair en sevdiğim nokta da bu oldu. Absürt ama bir o kadar vurucu 7 epizotta karakterleri canlandıran KADIN ve ERKEK bu kişilerin bir araya gelememesine ve yaşadıklarına “Kader” derken oyunun sonunda gerçekliğe dönüldüğünde, dördüncü duvar yıkılıp bize oranın gerçekliği anlatıldığında birbirlerinden kaçmıyor ve bağırıyor. Bunu da karakterler her ne kadar kader böyleymiş diyerek okuyucuya aktarsalar da kaderlerini o 7 hikayedeki karakterlerden farklı şekilde tuttuklarını açıkça görüyoruz.

“Onlar mutlu olamamış

Belki biz mutlu oluruz” (Sf. 60)

Oyun belki klasik bir mutlu sonla bitmiyor ancak umutlu bir sonla bitiyor. Okumayanlar için daha fazla sürpriz bozmayı ve 7 hikâyeyi dallandırarak anlatmak istemiyorum, o yüzden son bir dip not. Hikayelerin çeşitliği, yazarın hayal gücü dağarcığının küçük bir özeti gibi olmuş. İntihar edecekken alt komşusunun balkonundaki çanak antene düşen kadın, mesleği cenazelere katılıp alkışlık yapmak olan kadın, Alo İntihar edeceğim hattında çalışan görevli, Dostoyevski Seks Shop isimli dükkanı işleten adam gibi munzur, ince düşünülmüş, bazen alabildiğine absürt ama bir o kadar hayatın içinden 7 epizot okuyucuyu bekliyor.