10   +   9   =  

Tiyatro Sineması ‘Amadeus’

Devlet Tiyatroları ile National Theatre iş birliği kapsamında National Theatre oyunları Ankara seyircisi ile buluşmaya başladı. Gidebildiğim iki Tiyatro Sineması oldu, biri Hedda Gabler ve diğeri Amadeus.

Oyunlar birden fazla kamera kullanılarak perdeye aktarılıyor ve bu kayıtlar oldukça profesyonel olsalar ve bir tiyatro sahnesinde sergilenseler de “tiyatro”dan alınan hazzı vermiyor. En azından Hedda Gabler’den sonra böyle düşünmüştüm. Ancak Amadeus ile fikrim bir miktar değişti. Detaylara geçmeden önce tiyatro ve Tiyatro Sineması farkına minicik değinmek istiyorum.

Tiyatro Sineması National Theatre’ın oyunlarının temsillerinde çekilmiş kayıtlarının kurgulanmış ve Tiyatro Sineması’na dönüştürülmüş halini bizlere sunuyor. Kayıtlar oldukça profesyonel ve Akün Sahnesi’nde kurulan alt yapı tatmin edici. Ancak perde biraz daha büyük olabilirdi diye düşünmekten kendimi alamadım.

Oturduğunuz koltuğun yerine göre aldığınız keyif değişecektir ancak en ön koltuklar sinema için tercih edilmese de Tiyatro Sineması için tercih edilebilir, sadece ortalarda olmaya çalışın 😉

Tiyatro Sineması bir blok halinde ve ikinci perdenin sonuna kadar devam ediyor. Perde arasında National Theatre’ın sahnesinde neler olduğunu görmek ve insanların o anki tepkilerini görmek bence güzeldi. Bu yazının konusu değil ama Hedda Gabler oyununda perde arasında mini bir video geçti. Oyun hakkında yönetmenin ve oyuncuların görüşlerini içeriyordu, güzeldi ama Amadeus oyununda yoktu….

Gelelim oyuna

Oyun iki anlatıcının sahneye girmesi ve aralarındaki konuşma ile başlıyor. Oyun boyunca sorulan bir soruya karşılık “I don’t believe it!” yani “İnanmıyorum.” cümlesini tekrar tekrar kuran bu anlatıcılar sahneden ayrılırken Antonio Salieri, nam-ı diğer saray bestecisi kendinden bahsetmeye başlıyor ve kendi hikayesini anlatıyor. Amadeus Mozart ile tanıştıkları döneme götürüyor bizi Antonio Salieri ve tüm çıplaklığıyla anlatıyor ne yaşadığını, ne hissettiğini, neleri arzuladığını ve hatta çığlıklarını…

Antonio Salieri ilk önce kendi çevresini takdim ediyor, sonrasında Mozart ile karşılaştıkları ilk an geliyor. Duyduğu melodiye aşık oluyor Salieri ve savaş tohumları ekiyor ruhunun derinliklerine, sadece istediği tek şeyin gerçek olmadığı ve tanrının sesi o olamadığı için. Mozart’ın kendinden çok daha üstün ve hiçbir şeyin onu ve onun eselerini silemeyeceğine inandığı için. Kendi içinde bir savaş başlatıyor Salieri, bitmek bilmeyen kini ve Mozart’ı yenme arzusuyla. Her şeyi mübah sayarak Tanrı’ya dahi savaş açıyor.

Kendi ihtirasları altında ezilen ve içindeki karanlık tarafı çıkaran Antonio Salieri (Lucian Msamati) o kadar güzel oynamış ki kötüyü, oyunculuğuna vuruluyorsunuz. Lucian Msamati’yi Ankara’dan alkışlıyorum, ne kadar cılız bir sesi olsa da bu alkışın ve ulaşamasa da ona sesi… Sanatın gücü de bu olsa gerek…

Sadece Antonio Salieri mi iyiydi?

Kendisine hakkını teslim ederek Mozart hakkında da birkaç şey söylemek gerekiyor. Mozart çok eğlenceli ve hayat enerjisi ile dolu biri, kimseye kini yok ve çocuk ruhlu. Sadece ailesi ve müziği tehdide maruz kaldığında tahammülü yok. Çocuk tarafı insanlara sempatik gelse de müziğinin özgürlüğü için sefalete düşmeye hazır. Bu durum da en çok Salieri’nin işine geliyor ve tüm hesaplarını Mozart’ın yokluk çekmesi üzerine yapıyor.

Çok güçlü bir hikaye üzerine inşa edilen Amadeus sizlere adeta görsel bir şölen sunuyor. Konusu itibarıyla müziklerin savaşı olması da müzikal anlamda güçlü kılıyor oyunu ve oyunun tadı damağınızda kalıyor. Kendi adıma tekrar tekrar gitmek istiyorum ve ne mutlu ki uzun bir süre boyunca Tiyatro Sineması devam edecek. Benim için zor olsa da belki ilginizi çeker ve imkan dahilindedir diye halen devam eden oyunun linkini buraya bırakıyorum. Oyunlar £44-£67 arasında satışta ve 2837km uzaklıktaki Londra’da.

Son olarak Amadeus için söyleyecek çok şey var ama kendi pencerenizden görmenizde fayda var. Benden çok daha fazla haz alabilir çok daha fazla beğenebilirsiniz. Zira kelimelerimle oyunu basitleştirmek istemiyorum.

Tiyatro Sineması için mini bir eleştiriyi de dipnot olarak ekleyeyim.
Haftalık olarak sadece bir sahnede ve bir oyunun gösterimde olmasına imkan tanıyan işleyişi biraz değiştirerek keşke en az iki sahnede ve farklı oyunları seyirci ile buluştursa Devlet Tiyatroları ve böylece daha çok kişi bu imkandan yararlansa….

%d blogcu bunu beğendi: