1   +   8   =  
Gamze İrez aracılığıyla

📨 Yazara mail göndermek için tıklayın!

Günümüzde en değerli şeylerden ikisi zaman ve sanat, yaşadığı şehirdeki tiyatro oyunlarını itina ile takip eden bir sanatsever olarak zaman ayırdığımız oyunun içeriğinin, oyunculuklarının, teknik imkanlarının önemli olduğunu düşünüyorum.

Antares Sanat Merkezi Tiyatrosu’nun Dört Mevsim Tiyatro Salonu’nda izlediğim “Bu da Geçer Ya Hu” oyunu son zamanlarda izlediğim en yorucu oyundu. Sonda yazılacak olanı başta yazdığıma göre doğrudan nedenler konusuna gelebilirim. Uğur Saatçi’nin yazdığı oyun Adana Devlet Tiyatrosu tarafından da yakın zamana kadar oynanmış. İşgal yıllarında İstanbul’da yaşayan insanlara komik bir açıdan bakmamızı amaçlayan bir oyun. Diğer bir deyişle “işgal komedisi” olarak adlandırılıyor, işgalin komedisi olsa olsa ancak oksimoron olur. “Toprakları işgal altındayken insanlar gülünecek ne yaşamış olabilir?” diye düşünmeden edemiyor insan. Oyun başlamadan “ateşli silah kullanılacak” uyarısına rağmen özellikle ikinci perdede silah sesi çıkacak gerginliği, zaten oyuncuların sürekli bağırarak kendilerini anlatma çabasıyla birleşince “bitse de çıksam” hissi yaşamaya yetiyor. Daha önce oyun sırasında salonu bu kadar çok terk etme isteği duymamıştım.

“İşgal orduları kumandanı Amiral Colthart’ın emir subayı olmak zorunda kalan Yüzbaşı Süha… Çıkardıkları mizah dergisinde Amiral’in kafasını bal kabağı olarak çizdikleri için gazeteleri kapatılan Süha’nın kardeşi Kemal ve onun arkadaşı Falih… Süha Milli Mücadele’nin, Kemal ve Falih de gazetelerinin derdindeyken Amiral’in yeğeninin aniden İstanbul’a gelişi… Birbiriyle kesişen planlar ve karışan durumlar… Anadolu, Kurtuluş Savaşı’nın ateşini harlarken, İstanbul ise işgalcilerle mücadele eden bir avuç insanın komik öyküsünü anlatmaktadır.”

Oyunun konusu bilet satışı yapılan sitede bu şekilde açıklanıyor, fakat benim izlediğim oyunda Süha aşık olduğu kadını etkileme çabasında olan, Amiralin isteklerini kuzu kuzu yerine getirirken; Kemal ve Falih çıkarmak istedikleri gazeteyle ülkeye nasıl hizmet edecekler acaba dedirten davranışlar sergiliyor, bolca küfür ve yanlış anlamalar üzerine ilerleyen bir oyun. Kadının sadece cinsel bir obje olarak vurgulanması kadar, sınıfsal ayrımlara göre muamele görmesi de eleştirilecek durumlardan biri. Ses sisteminin iyi olmaması geçişlerde sık sık kullanılan müzikleri yüksek bir ses aralığında dinlemek zorunda bırakılmamız da oyuncuların bağırması kadar yorucu oldu.

Sanatın en önemli dallarından bir olan tiyatro ile ilgilenenler, iyi düşünüp hareket ederken toplumsal mesaj kaygısı taşımalı bence. Oyun içinde kadının duruşu, kadına karşı yaklaşım salondan çıkmadan akılda kalacaklar üzerine kafa yorulmalı. İşgal yıllarında yaşananlar da kadının cinsel bir obje olarak vurgulanması da komedi konusu yapılamayacak kadar ciddi konulardır.

 

%d blogcu bunu beğendi: