3   +   5   =  
Yakin Tiyatro’nun sahneye taşıdığı Dava, Kafka’nın romanından ekip tarafından oyunlaştırılmış, NTV Yayınları’nın Çizgi Roman Dünya Klasikleri serisinde yayımladığı eserden ilham almış. Öncü Alper’in yönettiği oyunu Kızılay’daki kendi sahnelerinde izlemek mümkün.

Oyuna dair hiçbir şey okumadan gidince, beklediğinizle gördükleriniz epey farklı olabilir -Ama ben bunu sevdim, çünkü misafir olarak gittiğim yerlerde de bulduğumu yerim. Böylece umduğumdan farklı bir şey tatmış olur, yeni şeyler öğrenirim. Yakin Tiyatro oyunu “absürt” biçimde sahneliyor, bu halihazırda işlenen konuya epey uygun. Bürokrasinin, toplum içinde var olmaya çalışmanın, farkında olmanın tüm absürtlükleri iyi bir kimya yakalamış ekipçe temsil ediliyor. Bay K., otuz yaşında bir banka şefi, toplumun ve onunla beraber var olan sistemin içinde savruldukça içiniz sıkılıyor. Tanıdık çünkü. “Dava” metaforu, sizin anlayışınıza göre şekilleniyor. Absürt bir durum, ama gerçeklikten uzak değil. Oysa onun yalnızca saçma olduğunu düşünmek herkese iyi gelirdi.

Oyunu izlerken her şey kafamda yerli yerine oturmadı, bu bir seyirci olarak hoşlandığım bir durum. İstediğin gibi yorumlayabilmek, ona aklında bir yer seçmek eserin içinde şöyle bir dolaşma fırsatı doğuruyor. Hem bazı şeyler sadece öyledir. Sizin ona yüklediğiniz anlamla beraber, sizin için o olmaya başlar. Bu anlam kişiden kişiye, şeyden şeye değişir. Ama kendinizden ne kadar çok şey bulursanız, o kadar yakın hissediyorsunuz. Bunun için anlamadığımız şeylere de daha yakın olmalıyız. Böylece kendimizi de daha yakından tanıyabiliriz belki.

Hacettepe’nin Drama Topluluğu ile bir araya gelen ve akrobatik tiyatro anlayışıyla oyunları sahneleyen ekibin,  oyunculukları oldukça iyi ve  inandırıcılıkları yüksek.  Vücut tiyatrosuyla sahneye konulan oyunlara çok tanıdık olmayan ben, hayran kaldım. Ardında çokça çalışmanın olduğunu hissettiriyorlar, çünkü kılıktan kılığa girerlerken, sahnede akışkanca hareket ederlerken yadırgamıyorsunuz onları, yorumladıkları hikayeyi. Onca kişiyle zorlukla yakalanabilecek senkronizasyonu sıkıca tutuyorlar, bir an bile şaşırmıyorlar ve siz buna şaşıyorsunuz. Koreografinin gücü, ekibin uyumu, müzik seçimlerinin doğruluğu sizin de onlara güvenmenizi sağlıyor. Tuhaf parçalar bir araya geliyor ve ortaya çıkan bütün hem tuhaf, hem de olağan.

Sahnede bir dekor olarak duran metal iskele ve ekibin onunla gerçekleştirdiği koreografi bir harika. Oyun boyunca o iskelenin neyi temsil ettiğine kafa yordum. Gerçeklik algısı mıydı, arkadaşlarımın algıladığı gibi ‘sistem’ mi, toplumun içinde bireye verilen yer mi? Hepsi benzer kapılara çıkıyor, korunan kapılara, geçtiğinizde karşısında daha da güçlü bir kapıcı duran başka kapılara.

Sahnenin yerini, kendisini, güzel bir ambiyans yakalanmış sıcak fuayesini çok sevdim. Görülmesi gereken bir oyun, potansiyelinin yüksekliğini iyi yansıtmış bir ekipçe sahneleniyor. Ne anladığınızın, nereyi tam kavrayamadığınızın bir önemi yok. Bazı şeyler sadece öyle. Absürtlük, öyle sanılmasa da, insan beyninin kıvrımlarına rahatça oturuyor, oralarda beynin henüz kurallar ve kalıplar öğretilmemiş halinden kalma sınırsızlığıyla salınıyor.

Bay K. ve biraz da herkesin hikayesi bu. O metal iskelenin üstünde, yanında, içinde; tuhaf ve bazı şeyler kadar absürt.
%d blogcu bunu beğendi: