0   +   10   =  

Özgür Ceren Can aracılığıyla

📨 Yazara mail göndermek için tıklayın!

Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanında o kasvetli göç, kayboluş, yalnızlık ve korku atmosferinin içinde pırıltılar saçan dişi bir yaşam enerjisi vardır. Bu enerji bitip tükenmez bir biçimde yenilenir; sahiplenir ve onarır. Tekinsiz, tılsımlı, olağanüstü öğeleri içeren, ev yapımı bir gerçeklik yaratır: pencere pervazlarında, battaniye altlarında, dolap içlerinde, sandıklarda, kavanozlarda, bohçalarda, kitap sayfaları arasında, kabuklu kuruyemişlerin çekirdeklerinde… Bu gerçeklikte kadınlar, kadınlığa özgü, yas içinde ılık ılık mayalanan, ağulu bir mizahtan kuvvet bulurlar. İşte Tiyatro Hemhâl’in “Sevgili Arsız Ölüm-Dirmit” adlı oyunu, romanın kabuklarını soyup bu büyülü ve dişil hücre çekirdeğini havanda dövüyor.

“Şehirde bir sır varmış.”

Sevgili Arsız Ölüm romanı, köyden kente göç eden bir ailenin yaşam mücadelesini, her bir karakterin benliğinin göçle yeniden şekillenişini, değişen coğrafyanın, toplumsal çevrenin ve mekânların insan ruhu üzerindeki etkilerini yazar-anlatıcı yoluyla kurulmuş bir çatı altında anlatır. Tiyatro Hemhâl’in oyununda ise tüm bunları ailenin en küçük kızı Dirmit’in anlatısından soluyoruz. Bu anlatı, odağına romanın en etkileyici karakteri olan Atiye’yi değil de -annekadın Atiye de dâhil olmak üzere-  tüm eril tahakkümlerin elinde terbiye edilmeye direnç gösteren Dirmit kızı alarak, feminist bir perspektiften kendi evrenini kuruyor. Bu noktada oyunun romandan sıyrılışındaki kıvraklığını oldukça başarılı bulduğumu belirtmeliyim. Bu nedenle oyun hakkında tartışırken, “romanı sahneye taşıma” ya da “uyarlama” gibi ifadeler kullanmayı reddediyorum. Yok, öyle olmuyor. Nasıl diyelim o halde? Nezaket Erden ve Hakan Emre Ünal hem bir karabasan hem de azılı bir güldürü olan oyunu romandan mayalamışlar. Maya tutmuş; kabarmış, kabarmış, kabarmış…

Oyun “büyülü gerçekçilik” deyip, mitleri, efsaneleri, masalları, ritüelleri ve batıl inançları yaşantımızdan başka bir düzlemde sterilize eden akademik dilleri bağlamış olduğundan bir parça rahatsız edici bulunabilir. Benim içinse teskin edici oldu. Yıllar olmuş, bir oyunu gözümü kırpmadan, bir nefeste izlemeyeli. Methini duymuştum. Oyun 2018 yılının Direklerarası Tiyatro Ödülleri, Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri ve Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB) Ödüllerinden eli boş dönmemişti. Ama daha da önemlisi kulaktan kulağa aktarılan bir sevinçti: Aynaya bakıp kendini tekrarlayışından sıkılan kadınlığın, aksinin isyanını ve özgürleşmesini gündelik hayatın sıradanlığına yerleştirmesinden duyulan tekinsiz neşe hali.

“Winter Dragon”, 2011, Jeff Legg.

Sahneleme teknikleri bakımından yapılan dengeli tercihler, yalın bir ölüdoğa/natürmort estetiği içinden oyunun zeminini sağlamlaştırmış. Natürmortlar kabaca konusu canı çıkmış canlılar (ölü hayvanlar, kemikler, postlar) veya nesneler (meyveler, çiçekler, vazolar, vb.) olan resimlerdir. Dirmit sahnesi açıldığında karşımızda bir natürmort kompozisyonu beliriyor. Işıklandırılmış sahne prusya mavisi bir kadife kumaş gibi karanlığa karışıyor. Sahne üzerindeki oksit sarı kazağıyla –ki bence bu sarı kırılgan bir umudun rengi- Dirmit ve yanı başındaki saksı çiçeği kendi kompozisyonlarının sınırlarında duruyorlar. Dirmit’in dua edişi ve yattığı yerde kıpırdanışı tüm o uykusuzluk şikâyetine karşın bir uyanışı simgeliyor: ölü hayatın uyanışı. Oyun süresince Dirmit ve saksı çiçeği kompozisyon sınırlarını hiç ihlal etmiyorlar. Bu tercih Dirmit’in tek göz odaya sıkışmış yaşantısının gerilimini çok iyi yansıtıyor. Oyuncu Nezaket Erden’in performansındaki duruluk da ölüdoğa/natürmort estetiğini kuvvetlendiriyor. Gözyaşlarını bir çırpıda silişindeki ve kapkara bir haberin durgunluğunu elinin tersiyle hareketlendirip zarafetle boşluğa itişindeki doğallık göz kamaştırıcı… Tiyatro Hemhâl 2018 yılında Nezaket Erden, Hakan Emre Ünal ve Ayşe Draz tarafından kurulmuş profesyonel bir tiyatro topluluğuymuş. Tiyatroda yeni ifade biçimleri denemek ve önermek üzere bir araya gelmişler. Dirmit’in sahne tasarımındaki tercihler ekibin “sahneleme biçimleri ile performansın seyirci ile buluştuğu teatral ana dair olanı ön plana çıkarmak” hedefi ile örtüşüyor.

 

“Anan değil, baban değil, boşla gitsin”

Oyun kabaca alt sınıflara ait bir hikâyeyi anlatıyor gibi görünüyor. Ancak Dirmit’in yaşantısı üzerindeki eril tahakküm, dozu değişmekle birlikte toplumun tüm katmanlarında, kadınlığı aile kurumu ve evin içinde zorla alıkoyduğundan oyunun etki alanı kapsamlı. Dirmit kızın “gönlünü gezdirmek”teki ısrarı sağaltıcı bir reçete gibi. Terbiyeyi reddetmek, kendini inşa etmekte diretmek, olmak istediğin ve doğru bildiğin gibi yaşamaya devam etmek bana tek çareymiş gibi geliyor. Evet, bazen insanın sınırları boğucu bir biçimde daralıyor ama bir hüzme, bir nefes, bazen karanlık boşlukta asılı bir kara nokta hayata tutunmaya yetiyor. Bu belki de en temel ruhsal ihtiyaç çünkü hayatı boşlamak ve “oldurulmuş özne” olmak utanç verici. İnsan varlığının yegâne hilesi “kendini yapmak/seçmek”. Sartre buna “kendi için özne” diyor. Yaşamın sorumluluğunu devlet, aile, ahlak ve din gibi sosyal gerçekliğin kurumlarına transfer etmeksizin sorumluluğu kendi üstüne almaktan bahsediyor.[1] Dirmit de içine sıkıştığı tahakküm alanından zihnini özgürleştirerek kurtulmanın ötesinde, yaşamı sahiplenmenin sorumluluğunu da üzerine alıyor. Bahaneleri, şikâyetleri, yasları uzatmıyor. Hep çözüm üretiyor: Bazen yeni bir arkadaş, bazen yeni bir kitap, bazen yeni bir defter, bazen yeni bir seyir, bazen yeni bir düş… Dirmit, hayatını değiştirmeye gücü olmadığında dahi onu en acımasız biçimde ve topyekûn eleştirmeye devam ediyor.

Gecenin içinde sağından soluna dönebilir insan. Gözünü bir kez kapayıp açınca, hayat dediği düşü yanı başında uzanmış görebilir. Geleceği boşayıp, o ana inanabilir. Hiçbir şeyi değiştirmeye gücü olmasa da düşlerini değiştirmeye, düşlerinde değişmeye kuvvet bulabilir. Sonrası gelir. Dirmit’lerin uykusu kaçtıkça hayatın kuluçkası genişler. Orada eleştirel teori ve siyaset üretimi büyümeye başlar, koyuluğun içinde.

“Dirmit, annesinin zebaniler karşısında diklendiğini, bir öfkeyle açıp onlara içini gösterdiğini, annesinin öldüğü günün akşamı küçük kara nokta oynarken öğrendi. Annesinin boyun eğmemesine sevindi. Sevincini yenemedi. Annesinin öte dünyanın altını üstüne getirdiğini evdekilere söyledi. Söyler söylemez Dirmit’e küçük kara nokta oynamak yasaklandı. Huvat onun annesinin ruhunun ardından aklını uçuracağına dair bir yeminle parmağını ıslatıp duvara çaldı. Dirmit dişlerini sıkıp hırsla duvardaki ıslaklığa baktı. Baktığı yerde kıpkırmızı bir karanfil açtı. Dirmit bir şüpheyle gözlerini, kırptı. Yavaşça yerinden kalktı, kırmızı karanfili duvardan alıp göğsüne taktı.” [2]

 

“Durur muyum? Durmadım!”

 

Tiyatro Hemhâl’in “Sevgili Arsız Ölüm-Dirmit” adlı oyununu izleyin. Dişlerinizi sıkıp hırsla sarılın düşlere, hayatı boşlamayın.

 

[1] Sartre, J.P. (2011). Varlık ve Hiçlik: Fenomenolojik Ontoloji Denemesi. (Çev. Gaye Çankaya Eksen, Turhan Ilgaz.) İstanbul: İthaki Yayınları

[2] Tekin, L. (2018). Sevgili Arsız Ölüm. İstanbul: İletişim Yayınları

%d blogcu bunu beğendi: