4   +   3   =  

Elimde kokusuyla uyuduğum oyun | Terörist

Oyundan birkaç saat önceydi, podcast çekimi için Kakule Kahve’de oturmuş çay kahve içiyorduk. Şimdi; hangi yayındı, kimler vardı, konumuz dahilinde olmadığı için girmiyorum ama podcast sonrası bir hayli acele halinde ve tam da nasıl gideceğimi kestiremeden yola koyuldum. Büyük Tiyatro’dan kalkan servise yetişemeyeceğimi anladığım zaman yönümü hemen metroya çevirerek Macunköy’de indim ve oyuna 30-40 dakika kala 3,8 kilometrelik yolu yürümeye başladım. Hava güzeldi ama hiç taksiye rastlamamış olmam tüm yolu yürümeme vesile oldu. Ha bu arada oyun için aklımda dönen iki şey vardı. Birincisi, acaba yetişebilir miyim? Ki oyun 1 perde ve koşa koşa da olsa gitmek istiyorum. İkincisi de son anda beni eken arkadaşımdan dolayı satın aldığım ama boşa gitmesine de üzüldüğüm koltuğu birisi doldurabilir mi?

İlk sorunun cevabı: Biraz yorulmuş ve nefes nefese de olsa tam vaktinde sahneye ulaştım.

İkinci sorunun cevabı: Stüdyo Sahne’ye bileti olmayan kimse gelmez sanırdım, sahne gayet dolu ve fazladan kişiler dahi vardı. Yani bilet de zayi olmamış oldu.

Bunları neden anlatıyorum?

Oyuna gidiş meselesi dahi oyun hakkında neler hissedeceğinizi etkiliyor, o yolculuk halinde yaşanan yetişememe korkusu ve sahneye geldikten sonra pişman olup olmama, yani oyundan alınan haz onlarca soru sormanıza neden oluyor. Ben de yazının sonunda söyleyeceğimi başında söylemek istedim ve Terörist oyunu 3,8 kilometrelik koşturmacaya fazlasıyla değdi.

Gelelim oyuna

Sahneye ilk adımı attığım an oyun başlamıştı, oyuncular kostümleriyle dolaşıyordu ve bir kişi elinde kolonya ile dolaşırken seyircilere ikram ediyordu. Ben de geçerken uzatılan kolonyadan kendime düşeni aldım ve koltuğuma geçtim. Daha en başından nefes alan oyunları severdim ama girer girmez dördüncü duvarın içinden geçmek farklı bir duyguydu.

Oyun başlayana kadar bu hal bir süre daha devam etti ve herkes yerleştikten sonra adım adım oyun başladı. Aslında başladığı anı kavramak da zor ama yapılan anons biraz tahmini güçlendiriyor.

Oyunun kendine has bir üslubunun olduğunu düşünüyorum. Çok yüksek bir enerji ile başladı ve sonrasında birkaç çığlık… Bu çığlıklar beni biraz germişti ama müziğin ve dansın ritmi beni hemen içine aldı. Oyunda vücutla anlatılan çok şey vardı. Varoluş üzerine çok şey yazılır burada ama ben sadece görebildiklerimden birkaçını yazmakla yetineceğim.

Oyundaki karakterler: “Adam”, “Hizmetçi”, “Yazar”, “İblis” ve “Dans” olarak belirtiliyor oyun kitapçığında. Aslında oyun öncesi satın alıp çok az bakabildiğim ve oyun sonrası aklıma takılan birçok şeyin cevabı o kitapçıkta vardı. Bazen önceden alıp okumak geliyor içimden ama DT Genel Müdürlüğü’ne gidip almaya üşeniyorum ve hep oyun öncesi fuayede minicik zamanın içinde okumak telaşlı oluyor.

Oyunculuklar konusunda bu oyun çok iyiydi. Birkaç noktada kendi kendime keşke sözlü değil de biçim üzerinden devam etseydi, müzik ve dans durmasaydı dedim. Çünkü metin içinde kaybolduğum yerler oldu. Kitapçığı okumasam daha da kaybolurdum ama bende uyandırdığı merak ile de bir kez daha gelme arzusu oluştu.

Konusunu şöyle özetlemiş Devlet Tiyatroları

Terörist, bir perdeye hayatı sığdırmak isteyen, hayatın çeşitli gerçeklikleri arasında gezinirken varoluşa ilişkin temel sorular yönelten, sahnede başlamış ve sahnede biten bir hayatın hikâyesidir. Bir oyun değil, sahnede doğmuş sonsuzluk çekimlerinin cazibesine tutulmuş hayatları sahneye koymak adına doğunun ve batının zaman ve mekân farklarını aşacak fikirlerin peşinde koşan bir çığlıktır.

Ulaşılmak istenen estetik ve hakikat anlayışı yeni farkların ve sınırların, biçimler ve görüntülerin göçebe bir tarzda oynaştığı mucizevi bir sırdır. Bize nüfuz eden ve eserlerimize damgasını vuran bütün fark ve sınır aşımlarını açımlayan ve kristalleştiren bir hakikat anlayışıdır bu! “İşte var!”ın estetiği, “işte var!”ın yüklediği etik sorumluluktur! Terörist bir sonsuzluk tutkusudur!

İçinde kaybolmaya ne kadar da müsait bir anlatım ve merakı dinç tutma noktasında da ne kadar başarılı bir metin. Bu yönüyle ve oyuna bu anlatımı yansıtma noktasında tüm ekibi tebrik ediyorum.

Ben Terörist’e 4 Aralık 2018’de gittim ve o gün bir şey oldu! Stüdyo Sahne’ye gittiyseniz tahmin edersiniz, seyirci bölümü tribün şeklinde ve kendi sıranıza geçerken dahi bastığınız alandan (metal olduğu için) ses çıkıyor. Oyunun sona yaklaştığı, en azından yarıyı geçtiği bir anda sağ arkadan birkaç kişi kalkıp oyunu terk etti. Şimdi insani olarak düşünelim, belki çok önemli bir şey oldu ve gitmek zorunda kaldılar. Olabilir… Ancak o an herkesin dikkati dağıldı ve istemsizce dikkatimizi kalkıp gidenlere verdik. Sahne küçük olduğu ve arkalardan kalkıp gittikleri için de göze battı bu durum ve sanıyorum oyuncular da bundan etkilendi.

Oyun anlatımını sesle, mikrofonla, ışıkla güçlendirmişti. Ahenk ve oyunun aktığı yön hep bizi içerde tutmuştu. Hatta yağmur bile yağdı! Hatta bu an çok güzeldi! Belki de yağmuru sevdiğimden. Keşke toprak kokusu da olsaydı…

Oyun dördüncü duvarı en başta şeffaflaştırırken sonrasında da bizi sahneye, oyuncuları da oturduğumuz yere alan bir an yaşandı. Kendi adıma patlayan flaşlar, birçok yeni fikri de beraberinde getirdi. Bir gün sahnem olursa sizlerin de emeği var bunda, olmasa da hayallerimi yazarım ama bilin istedim…

%d blogcu bunu beğendi: