2   +   4   =  

Buse Kaynarkaya aracılığıyla

📨 Yazara mail göndermek için tıklayın!

“Şempanzeler”, İngiltereli oyun yazarı Simon Block tarafından 1997’de yayımlanmış, Türkiye’de daha önce Bursa’daki Sanat Mahal’de sahnelenip epey beğeni toplamış bir oyun. Bu sezon Ankara Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenen oyun, bir kara komedi ve söylemek istediği her şeyi apaçık gözler önüne seriyor.

Ataerkil toplum düzeninde kendisine biçilen üstün, güçlü, baskın, mantığıyla hareket eden, sorun çözme becerisine sahip erkek rollerinin aksi karakterler, büyük erkeklik mertebesine erişmemiş/olgunlaşmamış görüldüklerinden “çocuk gibi” yakıştırmasına maruz bırakılır. Aklı selim davranmayan, ne istediğini bilmeyen, ilgisi çabuk dağılan, sorumluluk almaktan çok uzak, mücadele edemeyen, ilerlediğini sanarken yerinde sayan, gerçeklerdense hayallerin(in) peşinden koşan gibi sıfatlarla betimlenirler. Simon Block, Mark (Esat Tanrıverdi) karakterini oluştururken tam da bu düşünceden yola çıkarak toplumsal normlara eleştiri getiriyor. Bununla da kalmıyor, erkeklere atfedilen özellikleri bir kadın karaktere yükleyerek bu rolleri ters yüz ediyor ve sistemin iktidarla, dolayısıyla mutlak bir erillikle kurduğu bağı irdeliyor. Aşık olduğu adamla hayatı paylaşmak isteğinde olan Stevie (Deniz Gökçe Koçaman), erki elinde tutamayan bu çocuk ruhlu adamı çekip çeviren, onu yönetip yönlediren bir konumda buluyor kendisini. Adamın haber dahi vermeden ne ilerleyebildiği ne de başarı gösterebildiği bir çocuk kitabı yazma hayali için işini bırakmasıyla Stevie ekonomik erke de sahip oluveriyor. Omuzlarına üst üste binen bütün bu roller ve yüklerle “benim evim, benim çocuğum” gibi sürekli tekrarladığı cümleler, bencilleştiğinin ve hegemonikleştiğinin işaretini veriyor.

Kapitalizm dışarıdan bir müdahale mi yoksa her yerde mi?

Oyun, karakterlerin özel alanlarında, yani evlerinde hüküm süren ilişkiye dışarıdan müdahale eden kapitalizmle ilerliyor ki bu sistemin hayatımızın her alanına ve anına kolayca sirayet ettiği, onun bir parçası olduğu şeklinde de okunabilir. Lawrence (Olcay Akın Kavuzlu) ve Gabriel (Mehmet Demiralp), biri “işinin ehli”, biri sözde mecbur kaldığı için izolasyon pazarlamacılığına başlamış iki uzman, genç çifti duvarlarını yenilemeleri konusunda ikna etmeye çalışıyorlar. İhtiyacınız olmadığı halde sizi satın almaya/tüketmeye/harcamaya sevk etmek konusunda hiç tereddüt etmeyen, bunu yaparken mutfağınıza girip hazırladığınız içecekten yudumlayan, sorunlu olan ilişkinizdeki çatlakları oymaktan çekinmeyen bir yapının tuğlalarını örmek için sizin yıllarca emek vererek ayakta tutmaya çalıştığınız duvarları yıkmakta beis görmeyen iki erkek…  Zayıf ve basiretsiz olduğunu gördükleri Mark’ı Stevie’ye söz geçirme konusunda telkin eden, erkekliği (sistemi) kutsadıkça kutsayan bu “uzmanlar”, oyunun tanıtım metninde de verildiği üzere çiftin “hayat, para, sevgi ve güven kavramları üzerinden ilişkilerini sorgulamalarına” sebep oluyorsa da oyunda asıl sorgulamaya giden, özsavunma derslerinde öğrendiklerini uygulamak zorunda kalan Stevie. Erkekler erkeklikleriyle kalıyor gibi görünüyorlar-genç kadınla empati kurduğu için oyunun sonlarında işini kaybeden Lawrence dahil.

Kişisel deneyimlerin uyanması

Sevda Şener, Tiyatroda Yaşam-Oyun İlişkisi kitabının ilk bölümünde “Tiyatro oyunu görmezden gelmeye çalıştığımız kafa karıştırıcı sorunlarımızın üzerine gittiği zaman daha çok ilgimizi çeker. Bizi seçim yapmak, karar vermek zorunda bırakan gerçekleri oyunun güvenceli ortamında tanımak, kişiliğimizi, bilgimizi, aklımızın ve irademizin gücünü korkusuzca sınamamıza yarar.”[i] derken tam da oyundan çıkıp “Sahnede saatlerce kendimi izledim, bugüne kadar hiç farkında olmadığım şeyleri gördüm.” diyebilen seyirciyi tarif ediyor. Hem metnin kendisi hem de oyunun doğallıktan kopmadan ve oyuna müdahale etme isteği uyandıracak şekilde sahnelenişi, ilk perdede tekrar eden diyaloglardan biraz da olsa sıkılan seyirciyi dahi ikinci perdede oyuna bağlıyor. Mutlu veya mutsuz bir ilişkiniz olsun ya da olmasın en azından ataerkinin kadınlar üzerindeki yıpratıcı/yıkıcı/ağır etkisini görüyor, kişisel deneyimlerinizin uyanmasıyla oyunla biraz daha yakınlık kuruyorsunuz.

Neden şempanze?

Şempanzelerin sanılanın aksine et yediklerini ve alet kullanabildiklerini keşfeden ilk bilim insanı Jane Goodall,  karmaşık sosyal yapılarında lider olmak ve üremek için birbirleriyle çatışıp üstünlüğü kazanmaya çalışan erkek şempanzeler için “alfa erkek” tanımını yapar. Yaptığı gözlemlerle alfa erkek şempanzelerin her zaman fiziksel olarak güçlü olmadıklarını da keşfeder; üstün olmak isteyen şempanze aklını kullanarak iktidarı ele geçirir. Sistemin uygulayıcısı ve sürdürücüsü olan alfa erkekler arasında hayatta kalmaya çalıştıkça hoyratlaşan Stevie’nin hikâyesi için oldukça açık bir sembol daha bedene dönüşmüş oluyor böylelikle.

 

[i] Şener, Sevda. Tiyatroda Yaşam-Oyun İlişkisi. Ankara: Dost, 2014.

%d blogcu bunu beğendi: