9   +   2   =  

Tik tak tik tak… Sizler de duyuyor musunuz onu? Yavaş yavaş ilerliyor. Ele geçirdiği her şeyi, herkesi karanlığa boyuyor. Hadi ama kimden bahsettiğimi anladınız. Yaklaşıyor… Keşke o gelmeden dünyadaki tüm iyiliği ve kötülüğü, tüm acıyı ve mutluluğu, duyguların en yoğununu yaşayıp görebilseydim. Ama ne yazık ki o kadar vaktim yok. Üstelik eskisi kadar güçlü de değilim. Ama belki sen… Sen bana yardım edebilirsin cennetten kovulmuş yaratık.

Anlaşmasını bir damla kan karşılığında kolayca kabul ettim. Zekice ışıldayan gözlerini bana dikti ve ürpertici kelimeleri bir çırpıda ağzından döküldü. ‘‘İlerleyin… Gökyüzünden dünyaya ve oradan da cehenneme doğru!’’

Bilkent Tiyatro Festivali kapsamında izlediğim Faust?, Alman yazar Goethe’nin 1770 yılında yazımına başlayıp ölüm yılı olan 1839’a kadar devam ettiği eserinin tiyatro uyarlaması. Oyun, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı son sınıf öğrencileri İrem Alnıaçık, Öykü Naz Altay, İbrahim Arıcı, Tuğra Can Bıçak, Cihan Durmaz, Melis İlhan, Mekin Sezer, Gözde Türker’in oyunculuğuyla Yiğit Sertdemir rejisiyle sahneleniyor. Oyunun dekor-kostüm tasarımı Zannna Abasova’ya ait. Tasarım danışmanlığını Başak Özdoğan, tasarım asistanlığını ise Cemre Bulak üstlenmiş. Koreografi Büşra Firidin’in imzasını taşıyor. Orkestradaysa Emrecan Karakurum, Eren Dinç, Tara McMillan ve Yiğit Atak yer alıyor.

Oyunda belli bir yaşa gelmiş Doktor Faust’un ülkesindeki vebayı kaldırmak amacıyla ve gençliğini dünyanın iyiliğine harcamış olduğu düşüncesinden dolayı yaşayamadığı duyguları ölmeden önce tatmak istemesiyle şeytanla yaptığı anlaşma ve anlaşmanın sonuçları insan doğasını irdeleyerek anlatılıyor. Yalnız bu anlatım şekli gördüklerim arasında en sıradışı olanlardan.

Oyunun en beğendiğim yönü mizanseniydi. Yönetmenin seyirciye konuyu anlatmak üzere sunduğu çerçeve, amacına uygun ve çok başarılıydı. Yaratılan atmosfer, bizi Faust’un dünyasına götürdü. Faust’un içindeki çelişkilerini, insan doğasının tasvirini bu kadar net ve göz alıcı olarak izlemek çok etkileyiciydi. Aslında oyunun her bir parçası, karakterlerinden tutun dekoruna kadar kurmaca ve gerçeğe ait olamayacak kadar ya çarpık ya da çok sadeydi fakat ortaya çıkan oyunun tümü bu parçaların birleşmesiyle olabildiğine gerçek hisler üretiyordu.

Oyuncular çok başarılıydı. Jest ve mimiklerini ustaca kullanmalarının yanında zamanlamaları, dekor ve aksesuar kullanımlarımdaki uyum ve kıvraklıkları çok iyiydi. Oyundan kopardığımızda sıradan denilebilecek tekerlekli kutulara, prizmalara o kadar hakimlerdi ki sadece kendi karakterlerini değil onları da canlandırdılar, oyuna kattılar. Kimi zaman bir odaya, kimi zaman tekneye, kimi zaman gece kulübüne kimi zaman da bir hapishaneye dönüştürdüler. Kimi zaman kutunun içine girip beraber yuvarlandılar, kimi zaman üstüne çıkıp dans pistine çevirdiler. Kullanımdaki çeşitliliği ve bu yaratıcılığın arkasındaki hayal gücünü ayrı sevdim. Oyuncuların performanslara çok emek verdikleri belli oluyordu ki oyunun çıtasının hedefledikleri yerde olması için sahnede tüm enerjilerini ortaya koydular. O çabayı ve bir şeyler yapma tutkusunu çok etkileyici buldum. Hepsini tek tek tebrik ederim. Ayrıca Margaret’ı oynayan oyuncunun sesini de çok beğendiğimi belirtmek isterim. Mimar Sinan’ın neden sanat alanında öncü üniversitelerden olduğu sorusunun cevaplarından biriydi bu performans.

Dekor-kostüm tasarımı konusunda hep benimsediğim ve çok sevdiğim tasarım anlayışı bu oyunda da vardı: Sade fikir, çarpıcı etki. Ayrı ayrı incelendiğinde tekerlekli ahşap kutular, maskeler, uçuşan tüller, naylonlar, siyah-beyaz çizgili veya detaylı kostümler, Converseler, renkli ışıklar… Ama onların tema etrafında bir araya gelişindeki başarısı atmosferi o kadar iyi yansıtıyor ki yapbozun parçaları bir araya geldiğinde muhteşem tabloyu görebiliyorsunuz. Makyaj ve mask tasarımlarını da çok beğendim. Güzel güzel oyuncuların o yüzü gözü çarpık hale çirkinleşmeden gelmesi çok iyiydi. Kostümlerin etrafında birleştiği temayı da çok beğendim. Siyah ve beyaz renkler oyuncuların karmaşıklığın içinde ayırt edilir olmalarını sağlamış. Renk girseydi göz tırmalardı diye düşünüyorum. Yalnız içlerinden birkaçınınkini daha hoş buldum. Tüllü etekli kostüm ve çizgili üst-askılı şortun bir arada olduğu kostüme bayıldım. Dekor- kostümde emeği geçen herkesi çok tebrik ederim. Atmosfer yaratmada çok başarılılardı.

Sahneye girdiğimizde ilk dikkat çeken şey orkestraydı. Şarkı seçimi çok iyiydi ve oyunun tekinsiz ve karanlık havasını çok iyi yansıttılar.  Repertuvar oldukça genişti. Performansları ve oyuna katkıları göz ardı edilemeyecek kadar iyiydi. Emeği geçen herkesi tebrik ederim.

Oyunun beğenmediğim yeri kısmına gelince; çok fazla sis kullanımı, bir noktada göz gözü görmeyecek bir ortam oluşturdu. Belli ki o mistik havayı yaratmak için böyle bir tercihte bulunmuşlardı ve bir yere kadar sorun yoktu. Ya mekan ya da sisin çokluğu veya yapısından kaynaklı rahatsız edici boğuk bir hava oluştu bir süre sonra. Kapalı yerlerle, kaygıyla ilgili sorun yaşayanlar veya astım gibi sağlık problemleri olanların olumsuz etkilenebileceğini düşündüm. Benim bir süre sonra gözlerim yanmaya başladı. Atmosfer çok iyi hoş ama bazen bu tür şeyler etki yaratmak adına fazla kullanılınca ön görülemeyen şeylere de yol açabilir diye düşünüyorum.

Faust’un bu denli etkileyici uyarlamasında emeği geçen tüm Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Faust ekibine ve böyle güzel bir oyunu bizlerle buluşturan Bilkent Tiyatro Festivali ekibine ve Bilkent Tiyatro Bölüm Başkanı Jason Hale’e çok teşekkür ediyor, emeği geçen herkesi  tebrik ediyorum.

Yaz yaz yaz… Çok yoruldum. Sonunda ne olmuş? Gerisini Faust’tan okursunuz. Ya da ekibin gelecekteki oyunlarını kaçırmaz ve oyuna dahil olursunuz. Hadi iyi seyirler…

%d blogcu bunu beğendi: