8   +   3   =  

Zamanın hastalığı “olmadığın gibi görünmek”…

Biraz bu görünmek hastalığına değinelim derim. Teknolojinin hayatımıza çok hızlı dahil olmasıyla birlikte hayatımızın her alanına, her anımıza işleyen bir hastalık… E tabii tiyatro seyircisi de (ne yazık ki!) bu hastalıktan muzdarip bir halde can çekişiyor. Teknolojinin insan hayatına bu denli müdahil olması hızlı tüketim çılgınlığını da beraberinde getiriyor. Çoğu tiyatro seyircisi de artık gittiği oyunlara  tüketim odaklı gidiyor. Seyirci için önemli olan oyun izleme ve anı yaşamak değil, sadece “görünmek”, haline gelmiş durumda.

Birçok oyunda benim ve eminim giden herkesin de denk geldiği üzere oyun sırasında telefonu çalanlar, sıkılıp oyun oynayanlar, çalan telefonları cevapsız bırakamayan bir seyirci kitlesi mevcut.

Bana kalırsa tiyatro seyircisi sinema seyircisinden farklıdır, farklı olmalıdır. Çünkü tiyatro sinema gibi değildir; izlenmekle tükenmeyen, daha organik, daha hassas ve daha büyülü bir durumu vardır tiyatronun. Bütün bu narin yapısı onu sinemadan farklı kılar. Bu nedenle tiyatro, seyircisinden de hassasiyet ve özen bekler.

Burada tabii “Tiyatroda Ne Yapılmaz” yazımıza da bir göz atmanızı tavsiye ederim. Ben daha naçizane ‘ne yapılır’ı anlatmak isterim…

Evet tiyatro farklıdır, bu yüzden tiyatroda adap vardır. Tiyatro için seyircinin farkındalığı önemlidir. Bu nedenledir ki, Muhsin Ertuğrul 1927’de tiyatro adabıyla ilgili bir broşür hazırlamıştır. Tiyatro seyircisini yetiştirmeyi amaçlayan broşürün üzerine bilmeyenler için yazılması da ayrı bir incelik olmuştur tabii ki… O yıllarda bu eksiklik hissedilmiş ve tiyatro adabı adına çok güzel bir adım atılmış. Seyircinin bu konuda bilinçlendirilmesi için son derece güzel bir çalışma yapılmış.

Metin özetle şu şekilde:

 

“Tiyatro eğlence yeri değil; büyüklerin mektebidir. Tiyatroya mümkün olduğunca temiz giyinilip gidilir ve sessizce oturulur. Perdenin açılacağını haber veren işaretten sonra, perde kapanıncaya kadar artık bir kelime bile konuşulmaz. Bir milletin bilgi ve anlayış seviyesi, sanat eserlerine ve sanatçılarına gösterdiği ilgiyle ölçülür. Tiyatroda sigara içilmez. Perde aralarındaki dinlenmeler önceden tayin ve ilan edildiğinden, sabırsızlanmak bu süreyi kısaltmaz. Islık çalmak, ayaklarını yere vurmak, gereksiz yere alkışlamak takdir etmek değildir…”

Tabii o zamandan bu zamana değişen hiçbir şey olamadığını görmek üzücü… Yıl 1927’de, Muhsin Ertuğrul’un bunları yazdığı seyirci, yıl 2017’de hala aynı ve hatta belki de çok daha fazlasını yapıyor. Tiyatro adabı adına çok büyük bir girişim olan ustasının hazırladığı bu yazının, internet çağında daha fazla alana yayılması ve seyircinin bilinçlendirilmesi için daha çok çaba sarf edilmesi gerekliliği hala devam ediyor. Umarım ilerleyen zamanda tiyatro adına tiyatro.co ve benzer oluşumların desteğiyle bu şekilde çeşitli girişimler  yapılıp seyircilerin bilinçlendirilmesi sağlanır.

Tiyatronun büyüsüyle yaşamak dileğiyle…

 

*Resim ve broşürün çevirisi alıntılanmıştır.

%d blogcu bunu beğendi: