5   +   6   =  

Buse Kaynarkaya aracılığıyla

📨 Yazara mail göndermek için tıklayın!

1930’larda yazılan “İhanet”, yazıldığından yaklaşık 90 yıl sonra ilk defa Ankara Devlet Tiyatroları tarafından Özen Yula rejisiyle sahneleniyor. Oyunda, lüks ve para peşinde koşan Sacide ile böyle dertleri olmayan Macide kardeşlerin hikâyesini izliyoruz. Oyunun ana temasında insanın içindeki kötücüllük ile pirüpak iyilik zıtlığı tartışılıyor.

Özetle oyun şöyle ilerliyor: Sacide, bir banka memuru olan Cemal ile uzun süredir nişanlı; Macide Cemal’e aşık. Milyoner Halim Bey’in Ankara’ya gelmesiyle Macide’nin ilgisi ona kayıyor ve onunla evleniyor. Zonguldak’a banka müdürü olarak atanan Cemal, Macide’yle birlikte gidiyor ve bir de çocukları oluyor. Yazıda oyunun giriş sahnesi ve üzerinde duracağım karakterleri kısaca çizdikten sonra cinsel yönelimi yüzünden edebiyat çevresi ve toplumdan dışlanmış bir yazarın sınıfsal bir durumu ele almaya çalışırken toplumsal cinsiyet rolleri konusunda nasıl bocaladığına vurgu yapmak niyetindeyim. Örik, devrinin kalıpyargılarından kaçamıyor ne yazık ki. Metnin yanı sıra oyunun sahnelenişiyle ilgili dikkatimi çeken birkaç noktaya da değineceğim.

Oyun, aslında fuayede başlıyor. Boyunlarına afişler takmış ve borazan taşıyan oyuncular, sinemadaki bir gösterime çağrı yapıyorlar; fuayenin bir tarafında da üzerinde beyaz tebeşirle ANKARA HATIRASI yazılı karatahtanın önünde körüklü bir fotoğraf makinesinin olduğu alan kurulmuş. Yula, Ankara vurgusunu artırmak ve döneme dair bağlayıcı bir nokta olmasını sağlamak açısından Örik’in “Alınyazısı” isimli bir başka eserinde radyodan verilen Müzeyyen Senar konserini de oyuna dahil etmiş (1). Eski Ankara’ya işaret eden bu kısımlar gayet iyi kurgulanmış bana göre ancak oyunun genelinde zaman zaman yapılan Samanpazarı ve Ankara Palas vurgusunun dışında Ankara’yı pek de yaşayamıyoruz.

Salondaki ilk sahnede Samanpazarı’nda eski bir konağın salonunda Sacide ve arkadaşları kafalarında kitaplarla yürüme provaları yapıyorlar. Kitap, burada fiziksel güzelliği beslemek, ortaya çıkarmak için kullanılan bir araç rolünde. Oyunun ilerleyen sahnelerinde Sacide’nin nişanlısı Cemal’in Sacide’nin kitap okumadığını söylediğinde de bu durum kesinleşiyor. Güzellik, evlilik, lüks ve para gibi konular çevresinde geçen sohbet esnasında oyuncular sahnenin neredeyse her noktasını, bütün koltuklarını kullanıyorlar. Mimikleri son derece belirgin, hareketleri birbirini tekrar ediyor. Bu hareketler absürd tiyatroyu hatırlatsa da oyun ilerledikçe bunun “tekrar etmediğini” görüyoruz ancak belirgin mimikler ve sahnenin her köşesini kullanmaları oyun boyunca devam ediyor. Bu, oyunun 1930’lar Ankarasını anlatmasına rağmen modern bir yorum içerdiğini gösteriyor. Anadolu Ajansı’ndan Burcu Çalık’a verdiği demeçte, Özen Yula şöyle demiş bununla ilgili: “Bu oyunda klasik anlamda sahne üzerinde birbiriyle konuşan insanlar yok. Yay çizerek, farklı yürüyüş tarzları ve üsluplarla karşı karşıya gelen insanların oluşturduğu bir hareket düzeni var. Bu insanların duygularını net olarak görüyoruz ve alıyoruz. Gülmeleri gereken yerde gülüp, ağlamaları gereken yerde de ağlıyorlar ve ağlatıyorlar ama daha estetik bir hareket düzeni içerisinde bir araya geliyorlar. Dolayısıyla klasik bir esere çağdaş bir yorum getirmiş olduk (2).” Bu tercihler, tiyatroda metnin yapısına sadık kalınması taraftarı olduğum için midir bilmiyorum, beni hem oyun boyunca çok sıkan hem de sürekli “neden, ne gerek vardı ki?” gibi sorular sormama sebep oldu. Gereklilik üzerine konuşmak doğru değil bir yorumdan bahserken elbette ama sanki oyun tamamen sözsüzmüş de seyirci anlatılmak isteneni kaçırmasın diye oyuncular mimikleri ve hareketleri abarttıkça abartmış gibiydi.

Çığlığın anlattığı

Birden içeri Sacide’nin afili havasının tam tersi görünümündeki Macide giriyor ve Cemal’in geldiğini haber veriyor. İkisi arasındaki gerilim çok bariz; Macide son derece duygulardan arındırılmış, kapalı, resmi bir ses tonuyla konuşuyor. Sacide, Macide gittikten sonra sinirli bir küçük çığlık atıyor ve bunu oyunun farklı sahnelerinde tekrar ediyor. Ne kadar hırslı olduğunu anlıyoruz anlamaya ama o kadar rahatsız edici ki bu çığlığı her duyduğumda yorulduğumu hissettim. Cemal temiz ve düzenli ama lüks görünmeyen kıyafetiyle zengin olmayan, sadık, vefakâr, fedakâr erkek sıfatlarını üzerine giyinmiş bir portre çiziyor. Bu sıralar kendim için de sık sık kulandığım “fakir ama gururlu genç” tam olarak. Öyle gururlu ki Sacide’nin durumu kendi tarafına çevirme manevralarına kanmayarak onu zengin bir adamla aldattığını öğrendiğinde Sacide’yi terk ediyor. Arkasından birkaç damla gözyaşı döküyor Sacide ama gözünü öyle para hırsı bürümüş ki hemen kendinden yaşlarca büyük Halim Bey’in kollarına atılıyor. Yıllardır Cemal’e aşık olduğunu öğrendiğimiz Macide ise o kadar mülayim bir genç kadın ki ablasını Halim Bey’in dördüncü eşi olma fikrinden vazgeçirmeye çalışıyor. Bunu yaparken de paranın pulun bir önemi olmadığını vurgulayarak hayat dersi veriyor. Cemal’in Halim Bey ölene kadar kendisini bekleyeceğinden emin olan Sacide, o ülke senin bu balo benim gezip duradursun metanetini koruyan Macide, Cemal’le sonunda evleniyor. Sacide ne yapıyor peki? Halim Bey öldükten sonra Zonguldak’a onların evinde kalmaya gittiğinde Cemal’i Macide’ye ihanet etmesi için kışkırtmaya çalışıyor. İhanet pek çok yerde işlenmişse de bana göre oyuna adını veren sahne bu.

Halim Bey güçlü, çapkın, çekici, hem devletle hem de yurtdışıyla bağlantıları olan 70 yaşlarında bir erkek. Dördüncü evliliğini Sacide’yle yapıyor ancak görüşmeye devam ettiği kaç sevgilisi, eski sevgilisi olduğunu bilmiyoruz. İstediğini almak için göz boyamaktan çekinmeyen; aldığında da kontrolü kendi elinde tutan, yanındaki insanları kendi istediği şekle sokan ve çoğunlukla gücünü ve iktidarını göstermek için “konu mankeni” olarak kullanan, dominant da biri bir taraftan.

Sorun ne?

Şan, şöhret, para, güç, iktidar hırsı olan, tuttuğunu koparacağından emin, ele avuca sığmayan, özgüvenli güzel kadın kötü; aşkına, yani erkeğe adanmış, kendisine verilenle yetinip daha fazlasını istemeyen, gözü yükseklerde olmayan, oturaklı daha çirkin kadın iyi. Sürekli çalışan, elindekiyle mutlu olabilen, gururlu, sadık kalma gayretinde olan adam iyi; tek derdi daha çok kazanıp her şeyin daha fazlasına sahip olmak isteyen, kontrolcü, zampara adam kötü. Oyun, sınıfsal bakış açısıyla ilk okunduğunda hiçbir sıkıntı yokmuş gibi görünse de toplumsal cinsiyet bağlamında dikkat çekmek istediğim nokta şu: Örik, iyi olarak çizdiği şeyleri maternal kalıplar üzerinden işlemiş bu oyunda. Bir annede, “ev kızında” olması yakıştırılan bütün iyi ve güzel özellikleri Macide’ye, toplumun kötü olarak tanımladığı bütün kötü özellikleri de Sacide’ye vermiş. Kız kardeşlerin annesini de önce Sacide ile Halim Bey’in izdivacına karşı çıkan ama sonra Sacide’ye “Adamı kaçırma bari” diye öğüt veren yanar döner bir kadın olarak betimlemiş. Sacide’nin sinir krizleri esnasında yanında olmaya çalışsa da anne de aslında hep Macide’nin tarafında kalıyor, onu koruyup kollama gayretinde. Bu nedenle ben oyunu insanın içindeki kötücüllüğü öne çıkarma gayretinde olmanın ötesinde bir de böyle algıladım.

Özen Yula, Milliyet Sanat’tan Selay Sarı’yla yaptığı mülakatta oyunda kendisini çeken şeylerle ilgili şöyle diyor: “Bana çekici gelen yönleri, insan tabiatını bu kadar iyi anlatması. Nahid Sırrı’nın sıkça işlediği, insanın karanlık yönüne dair çok iyi ipuçları içeriyor aynı zamanda. Herkes hırslı, herkes avantasının peşinde ve herkes en iyi şartlar neredeyse oraya gitmeye çalışıyor. Sadece Macide aşkı seçiyor ama o da kendince planları olan biri. Örneğin Sacide bugün kafelerde, barlarda karşılaştığınız, yan masada yüksek kahkahalarla gülen, fark edilmeyi isteyen kızın prototipi. (2)” Yönetmenin bu yorumundan baktığımızda, Macide’yi saf iyi olarak görmek güçleşiyor aslında. Yine de ablasının nişanlısına aşık olmasına rağmen onları ayırmaya çalışmayan, nişanlı oldukları sürede aşkına dair Cemal’e herhangi bir sinyal vermektense aşkını içine gömen biri olduğu için benim için hâlâ toplumsal olarak “tehlikesiz” bir noktada duruyor.

*Yazıya, oyuna ve Nahid Sırrı Örik’e dair verdiği fikirler için Funda Şenol Cantek’e sonsuz teşekkürler.

 

  1. https://aa.com.tr/tr/kultur-sanat/ihanet-ilk-kez-sahnede-/938767
  2. https://aa.com.tr/tr/kultur-sanat/ihanet-ilk-kez-sahnede-/938767
  3. http://www.milliyetsanat.com/haberler/sahne-sanatlari/orik-in-sahnelenmeyen-ihanet-i-festivalde/8657
%d blogcu bunu beğendi: