2   +   8   =  

2019′un Türkiye – Rusya Karşılıklı Kültür ve Turizm Yılı olarak belirlenmesinin ardından her iki ülkede çeşitli etkinlikler devam ederken Devlet Tiyatroları da 15 yıl aradan sonra Dostoyevski’nin Suç ve Ceza adlı romanını yeniden tiyatroseverlerle buluşturdu.

Devlet Tiyatroları’nın bende her sene merak uyandıran bir oyunu olur. Bu sezon o oyun Suç ve Ceza idi, ancak bekleneni ne kadar verdi orası tartışılır. Oyun, Bozkurt Kuruç rejisiyle sahneleniyor, kadrosu oldukça kalabalık, süresi tam olarak 2 saat 35 dakika.

Oyunun merkezinde hukuk öğrencisi olan Rodya Romanoviç Raskolnikov var. Raskolnikov “idealist” olarak tanımlanan bir genç, hukuk öğrenimini yarıda bıraktıktan sonra hikayesi başlıyor.

Bu oyuna Suç ve Ceza romanını okumadan gelmiş olsanız bile hikayeyi eminim biliyorsunuzdur. Raskolnikov adlı üniversite öğrencisi genç, yoksul insanların eşyalarını rehin alan ve sonra faizli ödeme karşılığında geri veren yaşlı tefeci kadın Alyona İvanovna’yı öldürür. Bu cinayetin tek sebebi ise onun kendi doğrularıdır. Raskolnikov için insanlar üstün insanlar ve sıradan insanlar olarak ikiye ayrılır. Yaptığı eylem kötü bile olsa iyi bir amaca hizmet ettiğinden ötürü kabul edilebilir. Ancak işler tabii ki böyle gitmez. Cinayetin ardından Raskolnikov kendini farklı bir duygu durumunun ortasında bulur. Bu oyunda, kendi sebepleri ve kendi doğruları ile tefecisini öldüren karakterimizin iç hesaplaşmasına tanıklık ederiz.

Raskolnikov’un cinayeti işlemesi ile oyun başlar ve sonrasında bu cinayeti araştıran savcı, Raskolnikov’un yakın arkadaşı, ailesi ve etrafındaki diğer insanlar üzerinden devam eder. İşlediği cinayetin etkisi altına giren Raskolnikov, bundan sonra farklı biridir. Bölünmüş, parçalanmış ve biraz da kendini kaybetmiştir aslında. Cinayeti işledikten sonra sürekli olarak kendini ele veren şeyler yapar Raskolnikov. Basit hatalarla başlayan eylemleri, bunu nasıl unutur/bunu nasıl yapar dediğimiz şeylerle devam eder. Sonuçta “İnsanı ele veren şey zihin karışıklığıdır.” Böyle davranması işlediği suç yüzünden pişman olduğunu gösterir belki. Belki de tamamen acı çekmek için işlemiştir bu cinayeti.

Konusu böyle güzel ve güçlü oyunların karmaşık metinlere kurban gitmesini bir türlü kabul edemiyorum. Suç ve Ceza’da da uzun, kopuk ve anlaşılması güç diyaloglar oyunun ritmini çok kez düşürdü. Kitaptaki savcı sahneleri okuması keyif veren yerlerden olsa da sahnede izlemesi hayli zordu. Tutanak, mektup ve gazete haberlerinin oyunun akışına eşlik etmesini sevdim ve keşke daha çok olsaydı diye düşünmeden edemedim çünkü koptuğum anlarda beni yeniden oyuna bağladılar.

Raskolnikov’u düşündüğünüz zaman aklınızda fiziksel olarak nasıl canlanıyor? Bir dakikalığına bunu düşünüp yazının devamını öyle okumayı deneyin. Bir karakteri kendi kafanızda canlandırdığınız şekilde izlemek oyun ile etkileşiminizi muhakkak artırır. Benim zihnimde Raskolnikov genç, zayıf, uzun boylu, soluk ve yorgun görünen biridir. Oyunda izlediğim Raskolnikov ise bu saydığım özelliklerden hiçbirini barındırmıyordu. Buğra Koçtepe isminin Rodya Romanoviç Raskolnikov için çok yanlış bir seçim olduğu görüşündeyim.

Devlet Tiyatroları’nın her oyun için dekoru gerçekten çok özenli. Bunu Suç ve Ceza ile bir kez daha görmüş oldum. Oyundaki çoklu mekan kullanımı dekor için pratik düşünmeyi amaç edinmiş sanırım ama böyle olsa bile oldukça başarılı buldum. Apartmanı ve Raskolnikov’un eski püskü kanepesini izlemek epey keyifliydi. Rusya’da geçen oyunda Rusya’da gibi hissettiren tek şey yine bu eski püskü kanepe oldu benim için.

Biletleri her DT oyunu gibi çıktığı anda tükenen Suç ve Ceza’yı en azından 15 yıl aradan sonra sahnelendiği için sezon bitmeden gidip görmenizi öneririm.

Ne dersiniz? Raskolnikov işlediği cinayetle hem Alya İvanovna’yı hem de kendi ruhunu mu öldürdü?

%d blogcu bunu beğendi: