4   +   8   =  

Tiyatro Terminal sezonu yeni sahnesinde yeni bir uyarlamayla karşıladı. Selda Uzunkaya, oluşturduğu metinde Nazım Hikmet’in kaleme aldığı Ferhad ile Şirin’in aşk masalına bugün yeniden bakıyor. Tabii baştan söylemeli, Terminal’in Ferhad ile Şirin’i bilindik hikayeyi, mekanı, kişileri günümüze taşımayı amaçlayan tipik bir çağdaşlaştırma projesi değil. Yönetmen İbrahim Güngör ve dramaturglar Gizem Elif Asil, Hülya Demirkıran oyunu bugün önemli kılan detayları yalınlaştırarak seyirciye aktarmayı tercih ediyorlar. Bu yalınlığı sahneye aktarma noktasında oyunun kostüm ve dekor tasarımcısı Feyza Tatar’ın ve koreograf/oyuncu Jülide Derya’nın haklarını teslim etmek gerek.

Masalı bilirsiniz, nakkaş Ferhad gönlünü Şirin’e kaptırır. Şirin’in sultan ablası Mehmene Banu bu aşkın karşısına dikilir, Ferhad’ı aşkından vazgeçirmek için ondan imkansız olanı ister: “Susuz şehirimize su getir, Şirin’e ancak böyle kavuşursun”. Ferhad kendisinden istenileni yapmaya hazırdır, nitekim tüm gözükaralığına rağmen Şirin’e asla kavuşamayacaktır. 1948 yılında Nazım Hikmet bu halk masalını alır, yaşadığı zamanın ve kendi yaşam görüşünün süzgecinden geçirir, dolayısıyla hikayeye toplumsal bir boyut getirmiş olur. Onun versiyonunda da buluşamaz aşıklar, Ferhad halkına da aşıktır çünkü. Tiyatro Terminal ise Nazım’ın destana kazdığı çukuru bir kat daha derinleştiriyor. Ferhad’ın halkına aşkının karşılıksız olmadığını göstermek istercesine, oyuna destanda öylesine varlığından haberdar olduğumuz ancak gerçekte kimdir bilmediğimiz insanlar ekleniyor, böylece Tiyatro Terminal’in Ferhad ile Şirin’i başka bir düzlemde, başka gözler önünde yeniden can buluyor. Halkın bu kadar yakından ilgilendiği ve halkı ölüm-kalım derecesinde etkileyen bir aşk hikayesine yeni bir muhattap olarak yine halkın kendisini eklemek ve aşk üzerine edilen büyük lafları saray duvarlarının üstünden atlatıp herkesin yaşadığı sokaklara paylaştırma fikri yeni bir bakış olarak oldukça değerli.

Oyuna sonradan eklenen bu ilginç topluluğun tek amacı dağın gölgesinden kurtulup Ferhad’ın yanına varmak, oysa hepsinin yolu birbirinden ayrı. Çünkü hepsinin Ferhad’ı ayrı… Kimine baba, kimine aşık, kimine hikayesi yazılacak bir kahraman Ferhad. Bir kurtarıcı gibi, ama herkesin zihninde farklı bir suretiyle var. Milyonlarca Ferhad’ın kesişim kümesi gibi, hepimizin bir yerinde mutlaka onu bulma arzusu var. Dik yokuşları, sallanan köprüleri aşarak ona ulaşmak istiyoruz hepimiz. Kimimiz onun hikayesini kara kağıtlara yazmak istiyor, kimimiz ona bizzat sahip olmak, kimimiz hiç değilse en azından bir selam vermek…

Bir savaş uçağı olsun ya da ahşap bir masa, her ürün derininde yaratıcısının hikayesini barındırır. Bu tiyatro oyunları için de geçerli. Tiyatro Terminal’in oyunları hep bir tarafıyla topluluğun kendi hikayesini de aktarıyor. Daha önce Don Kişot’un Görülmedik Serüveni oyununda sezdirmişlerdi bunu. Şimdi, deyim yerindeyse dağın gölgesinden kurtulup kendi sahnelerinde oynuyorlar oyunlarını. Bırakın dağı delip su getirmeyi, akan suyu durduranların yanında giriştikleri işi sorgusuz alkışlamak gerekir. Herkesin Ferhad’ı var, farklı surette. Terminal’in de tabii…

%d blogcu bunu beğendi: