2   +   2   =  

Murathan Mungan’a katılmıyorum. Dünya sadece biz büyüdük diye kirlenmiş olamaz. Bu iki taraf için de haksızlık olurdu sanki. Onun yerine şöyle düşünüyorum, onda hep bir kirlilik vardı, ama biz yaramaz çocuklar da onun kiriyle pek güzel dalga geçebiliyorduk. Sanırım dalga geçemez hale gelince batmaya başlıyor bize dünyanın kiri. Büyürken bu yeteneğimiz bir şekilde köreliyor, ve eminim her insan da özlüyordur o halini. Yaramaz bir çocuk görünce yetişkin kızgınlığımızın altında hissettiğimiz hafif imrenme halini belki böyle bir özlem duygusuna dayandırabiliriz. Fiziksel Tiyatro Araştırmaları’nın pek ilginç Macbeth uyarlaması Şatonun Altında oyunu işte bu düşüncelerin kaynağını oluşturuyor. Onları az önce bahsettiğim imrenme duygusuyla izledim hep, çünkü sahnede hala dalga geçebilen oyuncular gördüm, hem de Macbeth’le! Şimdilerde herkesin pek ciddi, hiç şaka kaldıramaz hallerini düşününce bu oyunu izlediğim için kendimi bir seyirci olarak şanslı sayıyorum.

Macbeth uyarlaması Şatonun Altında Güray Dinçol’un yönetmenliğinde seyirciyle buluşuyor. Tabii burada ekibin uyarlamanın tanımıyla biraz oynadıklarını söylemekte fayda var. Çünkü sahnede izlediğimiz Macbeth’in bildiğimiz öyküsü olsa da ekip oyuna clown, bufon gibi farklı oyunculuk yaklaşımlarıyla yanaşıyor ve Shakespeare’in sözlerini olduğu kadar, sahneye kendi ekledikleri yeni bir metni de taşıyorlar. Oyun şatonun altında yaşayan iki çamaşırcı kadının, efendileri Macbeth’in ve tabii ister istemez diğerlerinin başına gelen yıkımları kendilerince yeniden anlattıkları, hatta yer yer bu yıkımları taklit ettikleri biçimde kurgulanmış. Bütün bunları toplayınca, Şatonun Altında uyarlamanın tipik sınırlarını aşan, farklı bir yöntemle sahnelenen bir oyun olma özelliği taşıyor.

Gülden Arsal ve Pınar Akkuzu’nun sergiledikleri oyunculuk yaklaşımları aynı zamanda oyunun odağını da belirlemiş oluyor. Dalga geçmek sahnedeki bu iki oyuncu için her şeyin temelini oluşturuyor diyebiliriz. Özellikle yaşam alanlarını düşününce içinde alaycılığı barındıran bu kışkırtıcı tavrın şatonun altına gizlenmiş, hatta öylece atılmış demek daha doğru olacak, bir saatli bomba gibi geriye saydığını görüyoruz. Oraya, öylece atılmış iki saatli bomba… Bu tanımın, hem bufonların kaynağına ilişkin bir gönderme içermesi, hem de oyuncuların yıkıcılıklarını açığa çıkarması açısından May ve Poe’yu hakkıyla nitelediğini düşünüyorum. Orta çağda bedensel kusurlarından ötürü şehir duvarlarının dışına atılmış ve sonradan bufonlara ilham veren ötekiler sanki bu iki çamaşırcı kadında yeniden can buluyorlar ve öçlerini bu kadınlar aracılığıyla alıyorlar. Öte yandan iki oyuncuda da sadece oyun oynamanın verdiği keyfi rahatlıkla sezebilirsiniz. Bu keyfi oyun boyunca seyirciyle de paylaşıyor olmaları oyun-seyirci ilişkisini oldukça güçlendiriyor. Fiziksel Tiyatro Araştırmaları’na, tiyatronun ve oyunun kaynağına ilişkin bu zaman zaman es geçilen minicik, ama çok önemli detayı hatırlattıkları için ayrıca teşekkür etmek gerek diye düşünüyorum.

Şatonun Altında; bugün, yıkımı her an gerçekleşebilecek, giderek saldırganlaşan dünyamızla, birbirimize doğrulttuğumuz falluslarımızla, bir türlü temizlenemeyen kirli çamaşırlarımızla, tarih yazımının saçmalığıyla, çarşaflarla ve mandallarla bir güzel dalgasını geçiyor, ve tabii Macbeth’le! Dalga geçemeyecek kadar büyüdüyseniz başka, ama oyun oynamayı hala hatırlayanlardansanız bu oyuna katılmalısınız!

Şatonun Altında

Yazan: William Shakespeare

Proje Tasarımı ve Uyarlama: Pınar Akkuzu, Gülden Arsal

Yöneten: Güray Dinçol

Oyuncular: Pınar Akkuzu, Gülden Arsal

Işık: Uğur Açıkgöz

Proje Asistanı: Tuba Keleş

Sahne, Kostüm Tasarımı ve Uygulama: Fiziksel Tiyatro Araştırmaları

Görsel Tasarım: Uğur Açıkgöz

%d blogcu bunu beğendi: