0   +   6   =  

Herkes biraz çatlak ama, aralardan sızan ışığı herkeste göremiyorsunuz. Bu kontrabasçıysa ışığı da sızdıranlardan. Gözünüzü alıyor;  sıvı kaybından içtiği birası, bir kadına benzettiği ve çok sevip nefret ettiği kontrabasıyla. Bembeyaz kıyafetleriyle bir kuğuyu andırıyor. Sahnede oldukça rahat hareket ediyor, suyun üzerinde dans ettiğini, bazen de kayıp gittiğini düşünüyorsunuz. Çok iyi bir oyuncu ve çok da sempatik, izleyiciyle arasında özel bir bağ olan oyunculardan Olcay Kavuzlu. Dinamik, samimi, inandırıcı ve hazırcevap.

Bir kontrabasçının gözünden hayatın nasıl olduğunu, sahnede en arkalarda olmanın nasıl hissettirdiğini hiç düşünmemiş bir insan olarak, ben onu anladım. Derdini gördüm yüzünde ve duydum sesinde. Düşüncelerini öylesi akıtırken sahnede, kontrabasçı olmanın tüm varlığı ve yokluğu, çarpıyor kalbinizde. Koca bir devlet orkestrasının bir parçası olmayı ve aslında pek de olmamayı hissediyorsunuz. Kontrabasın arkasında yalnızca davulun olduğunu, sesi en çok çıkanın da davul olduğunu söylüyor size. Çok iyi çalsa bile fark edilmeyeceğini biliyor, ama biz bunu ne kadar biliyoruz? Bir şeyi en iyi şekilde başarsak ve fark edilmesek ne duyarız? Sanırım artık bir kontrabas sesi.

Kontrabas, iyisinden bir metafor hani. Olmak istediğimizle olduğumuz şey arasında, gözü kapalı atıldığımız maceralarla tüm temkinli anlarımız arasında bir yerlerde. Fark edilmekle sıradan olmak arasındaki kalınca çizgide, pek çoğumuz bir çivinin üzerinde oturuyoruz. Fark edilmek ürkütücü, sıradan olmaksa daha da ürkütücü. Hata yapmaktan korkarken, sıradışı olmak zor. En arkada durup işimizi nasıl yaptığımızın bir önemi yok gibi görünürken, o aşık olduğumuz sopranoya seslenmek istiyoruz var gücümüzle: “Sarah!”.

Olcay Kavuzlu kontrabasçı karakteriyle güzel sorular soruyor bize. Özgür olup olmadığımızı, dönen çarkların arasında sıkışıp sıkışmadığımızı… Yalnızca hata yapınca fark edilmek üzücü şey bence. Çarkların arasında yaşamlarımızı sürdürürken, onların işleyişini bozunca mı görünürüz sadece? Hayır, umuyorum ki hayır. O bu soruları sorunca, herkes bir düşünüyor özel cevaplarını. Kendini kandırmakla, bir şeyleri değiştirme ihtimali arasında gidip geliyor insan. Yapılan en iyi parçaların, çekilen en iyi filmlerin herhangi bir ürün gibi çabucak tüketildiği ve yenisinin arandığı bu zamanda, tükenmeyen bir şeyler arıyoruz. Gerçek olarak kalabilen ve her daim korunabilecek bir şey. Bulunur mu bilmem, ama aramak bile güzel şey.

O sahne, herkes kadar senin de değerli kontrabasçı. Umarım sevdiğin kadına seslenmişsindir sahnende. “Hayatta, bir şeyi düşünmekle yapmak çok farklı şeyler.” Yaptın, bu hikayeni öyle bitirdim içimde. Kontrabas çalmaktan nasırlaştığını söylediğin parmak uçlarından öpüyorum seni.

Sevgi ve anlayışla, sahnede olacağımız günlere!

%d blogcu bunu beğendi: